Annelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Annelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Şubat 2014 Çarşamba

Çocuk Gelişimi Seminerleri ‘2 Yaş Sendromu’

Çocuk Gelişimi Seminerleri

‘ 2 Yaş Sendromu’

‘2 yaşına doğru çocuğum değişmeye başladı.’
‘Öfke nöbetleriyle nasıl başa çıkacağımı bilemiyorum.’
‘Bu durum kalıcı mı geçici mi?’
‘Ama her çocuk böyle değil.’
‘Bu durum daha çok sürecek mi?’
‘Acaba çok esnek ya da katı mı davranıyorum?’ diyorsanız, Uzman Psikolog Serra Görgün’ün konuşmacı olduğu seminerde gelin birlikte konuşalım, tartışalım, sorularımıza cevap bulalım.

Yer: Ranat Sanat Akademi
Tarih: 16 Mart 2014, Pazar
13.30-15.30
Ücret: 40 Tl.-Ranat Sanat Merkezi'ne kendisi ya da çocuğu devam edenler için 35Tl.

Kayıt ve Bilgi Almak İçin:
0462 322 36 66-0532 664 03 73 serragorgun@yahoo.com
* Katılım kontenjanla sınırlı olduğu için ön kayıt yaptırmanız gerekmektedir.


Serra Görgün, Uzman Psikolog
1979 Trabzon doğumludur. İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nü 2003’de bitirdi. Lisans eğitiminin son senesinde İstanbul Tıp Fakültesi’nde ‘Bağımlılık Terapisi’ eğitimi aldı. Aynı sene İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Bağımlılık Polikliniği’nde çalışmaya başladı ve iki sene burada Bağımlılık Danışmanlığı yaptı. 2005’den itibaren Karadeniz Teknik Üniversitesi ‘nde öğrencilere ve personele danışmanlık hizmeti vermektedir. Gestalt Terapi ve Bilişsel Davranışçı Terapi Eğitimlerine katılmış olup danışanlarına bu iki yaklaşımı sentezleyerek destek vermektedir. 2010 yılında K.T.Ü’de Sağlık Psikolojisi Yüksek Lisansı’nı ‘Madde kullanımı ve anne babaya bağlanma biçimleri’ konulu tez çalışmasıyla tamamlamasının yanı sıra 2010-2011 eğitim döneminde K.T.Ü. Hemşirelik Bölümü’nde ders vermiştir. 2011’den itibaren çocuklara yönelik ‘Trabzon Oyun Grubu’ adı altında gelişimi destekleyici anneli oyun grupları düzenlemektedir. Aynı zamanda K.T.Ü. Engelli Öğrenci Birimi'nde görev almakta ve engellilerle ilgili çeşitli pojelerde çalışmaktadır. www.serragorgun.blogspot.com

16 Mart 2013 Cumartesi

Düştüm ama acımadı ki!

Geçen gün parkta yaklaşık üç yaşlarında bir çocuk koşarken yere düştü.  Neyse ki bir şey olmadı ama canının acıyacağı sertlikte bir düşüştü. Hızlıca yerden kalktı ve annesine koşup ‘hiç acımadı ki’ deyip üstünü başını temizlemeye başladı. Annesi de acımamasını onayladı ve ‘sen kocaman oldun artık acımaz tabi’ diyerek oğluna karşılık verdi. Oysa çocuğun gözlerindeki ifade hiç de acımadığını göstermiyordu. Daha çok acısını gizlemeye çalışan bir çocuk gördüm ben. Peki, neden acısını gizleme gereği duymuştu? Küçücük yaşında bunu nereden öğrenmişti?
Çocuklar doğdukları andan itibaren farklı şekillerde duygularını dile getirmeye başlarlar. Birinci yaşına kadar acıktığında, altı ıslandığında, uykusu geldiğinde ve mutlu olduğunda hissettiklerini ağlayarak ve gülümseyerek ifade etmeyi öğrenir. Eğer duygularına karşılık alıyorsa duygularını daha da çok ifade etmek ister. İki-üç yaşlarında ise duygusal gelgitler sıklıkla yaşanır. Ani duygusal değişimler gelişlimin de olağan bir parçasıdır aslında. Hayatı keşfederken farklı olaylar farklı şeyler hissettirir ve hızlıca da değişir. Daha sonraki dönemde hem ifade edilen hem de hissedilen duyguların yelpazesi genişler. Daha çok duygu daha çok sözcükle ifade edilmeye başlanır. Okul öncesi dönemde ise artık başkalarının da ne hissettiğine dair empati yapabilme becerisi gelişmeye başlar.
Doğal akışına bıraktığımızda hızlıca ve kolaylıkla duygular ifade edilir ama çoğunlukla işler doğal akışında ilerlemez. ‘Ayıplar, doğrular ve yanlışlar’ çocukların peşini bırakmaz. Olumlu duygular ifade edildiğinde çoğunlukla işler yolundadır ama öfke, kıskançlık ve acının ifade edilmesinden büyükler her zaman hoşlanmaz. Özellikle de okul öncesi dönemde çocuk duygularını yeni keşfetmeye başladığı ve olur olmaz (!) yerde ifade etmeye çalıştığında...  Biz yetişkinler olumsuz duygularımızı, bazen de olumlu duygularımızı, törpülemeyi ya da bunları gizlemeyi öğrenmiş olarak yetişkinler dünyasına adım atarız çoğu zaman. Oysa küçük çocuklar doğal akışında iyi ya da kötü diye nitelendirmez sadece hissederler. O nitelendirmeyi biz yaparız. ‘Sus ayıp yemek sevilmez mi?’, ‘Bak şimdi hiç oldu mu arkadaşımı istemiyorum denir mi?’, ‘ Acımaz acımaz geçmiştir o, bakayım, aa hiçbir şey yok.’ Çocuğun aldığı mesajlar şöyle olacaktır: ‘Demek ki ben ne hissettiğimi anlamıyorum.’ ‘Korkumu, acımı, öfkemi ifade etmemeliyim.’
Oysa duygularını ifade edebilmek, sahiplenmek sağlıklı gelişimin bir parçasıdır. Bastırılan duygular ilerleyen zamanda başka sorunlara yol açar. Bazen gerçekten bizi zorlayan zamanlarda duygularını dile getirebilirler, onlar adına mahcubiyet hissedebiliriz belki ama bu yetişkin düşünme şeklinin ürünüdür. Onların küçük yaşta ihtiyacı olan tek şey ifade edebilmek ve anlaşıldığını hissetmektir. Canım acıdı diyorsa acımıştır, korktum diyorsa korkmuştur, sevmedim diyorsa sevmiyordur. Yaşına ve gelişim dönemine göre bu duygular hakkında konuşmayı önerebiliriz.  ‘Korktuğunu görüyorum,bununla ilgili konuşmak ister misin?, ‘Burayı sevmediğini duyuyorum, nesi hoşuna gitmedi’ gibi cümleler çocuğa anlaşıldığını ve duygusunun kabul gördüğünü hissettirir.
Bazı çocuklar mizacı gereği duygularını daha az ifade ediyor olabilir. Onların duygularına ulaşmanın bir yolu da kendi duygularımızdan bahsetmektir. Çocukların en çok model alarak öğrendiğinden bahsetmiştim daha önce. Eğer biz duygularını pek rahat ifade edemeyen yetişkinlersek çocuklarımız da bunu öğrenmiş olabilir. Eğer gerçekten bizim canımız acımışsa ‘kapıya vurdum ve elim acıdı, canım yandı’ diyebiliriz,  gerçekten o gün sinirliysek gizlemeye çalışmak yerine ‘bugün çok sinirlendim’ diyebiliriz, üzgünsek üzüntümüzü ve mutluluğumuzu ve sevgimizi  dile getirmeyi deneyebiliriz.
Birkaç yöntem de oyun oynayarak denenebilir. Kitap okurken ya da çizgi film seyrederken oradaki karakterlerin duyguları hakkında konuşabilir ya da izlerken/ okurken çocuğumuzun ne hissettiğini sorabiliriz.  Çeşitli duyguları gösteren yüz ifadesi kartları oluşturup, bunlar üzerinde konuşabiliriz. Biraz daha büyük çocuklara bir tema verip bu duyguyu canlandırmasını isteyebiliriz.
Aslında çocukların duygularını ifade edebilmesi yetişkin olduklarında sağlıklı bir gelişim göstermelerinin temel ini oluşturur. Uygun bir ortam sağlandığında çocuklar kolaylıkla duygularını ifade etmeyi ve sahiplenmeyi öğrenirler zaten. Düştüğünde canının acıdığını gizleyen değil acıdığını kabul eden bir çocuk olmak, yetişkin olduğunda hislerini kabul eden, ifade eden bireyler olmayı kolaylaştırır. Duygularını ifade etmekte zorlanan yetişkinler de bir sonraki yazımın konusu olsun.


2 Haziran 2012 Cumartesi

Rüzgar artık 2 yaşında!


Bu iki senede çok şey yaşadık birlikte, emek denen şeyi sen doğduktan sonra daha iyi anladım. Sabrı ve karşılık beklemeden sevmeyi de…Bu iki sene nasıl geçmiş diye düşünürken, senin hayatında neler var, nelerden hoşlanıyorsun, nelerden hoşlanmıyorsun bunları yazmaya karar verdim. İşte benim gözümden senin iki yaşın:

-Artık kimseye ihtiyacın olmadan yürüyor, koşuyor, atlıyor zıplıyorsun
- Bedenine hakim olmaya başladıkça güvenin yerine geldi, güvenin yerine geldikçe daha fazlasını denemek istiyorsun.
- Bu aralar favorin koltuktan camın önündeki sandığa çıkmak oradan da pencerenin önüne zıplamak. Dışarıya bakmaya çok heveslisin.
-Seni engellemekten kaçınıyorum ama bir yandan da yüreğimin ağzıma geldiği zamanlar oluyor. Tüm zıplama aktivitelerinden hoşlandığın gibi alışveriş merkezindeki zıplama alanından da çok keyif alıyorsun.  Yatakta zıplamaya da bayılıyorsun.
-Yatakta zıplarken geçenlerde yere düştün, çok ağlamadın ama biraz canın yandı sanırım.
-Birkaç kere de koltukta zıplarken düştün. Yolda koşarken düşmelerini saymıyorum bile :)Neyse ki önemli bir kaza atlatmadın ama artık tehlikeye daha açıksın. Daha cesaretli hareket etmenden memnun olsam da endişe hep yanı başımda bu aralar.
- Bir çok şey için ‘ Ben yapacağım, beni bırak’ diyorsun. Kendi kendine denemen hoşumuza gidiyor ama bazen kendi kendine yapmanın tehlikeli olacağı şeyleri yapmak istiyorsun. Kaynayan suyu dökmek,  makasla yürümek gibi. Eğer yapmayı denediğin şeyi yapamazsan çok sinirlenip 'olmuyor,olmuyor' diye ağlıyorsun.
-Ayakkabılarını çıkartmana ve giymene yardım ediyorum ama çıkarttıktan sonra alıp ayakkabı dolabına son zamanlarda kendin kaldırıyorsun.
-Oyuncaklarını bazen kendin topluyorsun bazen toplamak istemiyorsun.
-Önceleri kaydırak ve salıncağa mesafeliydin. Acaba ne zaman alışacak diye beklerken ve bir yandan teşvik ederken önce salıncağa alıştın ve bugün de ilk defa kendin merdivenlerinden çıkıp kaydıraktan kaymak istedin ve çok keyif aldın. Defalarca kaydın. Sanırım bundan sonra parktan çıkamayacağız :)
- Hayvanları hep çok sevdin. Onlarla temas halinde olmanın ne demek olduğunu bilerek büyüdüğüm için belki de senin de korkmamanı, onların karşılıksız sevgisini görebilmeni istedim. Sen korkma diye böcek, sinek ve kertenkeleye bile sevgi dolu yaklaşmaya çalıştım ve neyse ki sen de bir çok hayvana sevgiyle yaklaşıyor ve onlardan kaçmıyorsun. Bu aralar özellikle kedi gördüğün zaman peşine düşüyor elinle ‘pisi pisi’ diye çağırıyor, gözden kaybolduğu zaman da üzülüyorsun.
- Küçüklüğünden beri kahvaltı en sevdiğin öğün, bu aralar kahvaltını çoğunlukla kendin yapıyorsun. Hele tahin pekmezi çok seviyor, ekmeği batırdıkça ‘çok güzel, çok güzel’ diyorsun.
-Artık yemek istemediğin zaman ‘Doydum, kaldır’ diyorsun.
-Bu aralar ağaçtan meyve kopartarak yemek en büyük zevkin.  Anneannenin bahçesinden topladığın dutları iştahla yiyor ve bitince çok üzülüyorsun. Ellerin ve yüzün kıpkırmızı olana kadar yiyorsun. Yine bahçeden erik ve çilek kopartıp yemeğe bayılıyorsun. Henüz sevmediğin bir meyveye rastlamadım. Sanırım bu yönün babana benziyor.
- Bahçede çiçek sulamayı da çok seviyorsun. Ara sıra çiçekleri seviyor ara sıra da kopartıp bize getiriyorsun. Kopartmaman gerektiğini anlatmaya çalışıyorum ama bir sevip bir kopartmaya devam ediyorsun.
- Son zamanlarda inatlaşmaların arttı. İstediğin bir şey olmadığında seni sakinleştirmek çok zor oluyor. Bazen aynı şeyi defalarca tekrarlıyorsun. O anlar zor geçiyor.
-Bezinle yaşamaktan hala memnunsun. Tuvaletini yapacağın zaman ‘sen git’ diyorsun ve yakınında olmamızı istemiyorsun, bir köşeye gidip yapıyorsun çoğunlukla. Lazımlığa oturmanı teklif ettiğimde kısa bir süre oturup kalkıyorsun.
- Gece uykuların doğduğun zamandan beri hala aynı düzeninde devam ediyor. Çoğunlukla akşamları 8-9 arası uyuyorsun. Gece bazen uyanmıyorsun bazen bir kere uyanıyorsun. Uyandığında mutlaka beni istiyorsun. Gündüz ise bir kere yaklaşık 1 saat uyuyorsun.
-Yeni bir ortama girdiğinde önce bir süre bekliyor, gözlemliyor sonra harekete geçiyorsun. Güneş en çok vakit geçirmekten hoşlandığın arkadaşın. Bu aralar uzakta. Gün içinde defalarca fotoğrafına bakmak istiyorsun.
-Yetişkinlerle vakit geçirmek de hoşuna gidiyor. Yine önce duraklıyor, bir süre bekliyor ve eğer karşındaki sana sıcaklık gösterirse onunla iletişime geçiyorsun.
-Ten teması kurmaktan, sarılmaktan ve öpmekten hoşlanıyorsun genelde. Bu aralar sıklıkla kendiliğinden sarılıyor ve öpüyorsun beni ve seninle ilgilenen kişileri.
-Bu aralar aramızdaki bağ iyice kuvvetlendi. Senin için önemli olduğumu daha çok hissediyorum. Bir yere giderken gitmemden pek hoşlanmıyorsun bazen ‘gitme’ diyorsun ama genelde sorun etmiyorsun.
- Birlikte vakit geçirmekten hoşlanıyoruz.  Parka, yürüyüşe, alışverişe gidiyoruz. Evde aktiviteler yapıyoruz, şarkı söylüyoruz, kitap okuyoruz.
- Kitaplarını tekrar tekrar okutmaktan hoşlanıyorsun. En çok ‘Oktay’ın Bir Günü’ kitabını  ve Meraklı Minik dergilerini okumamı istiyorsun.
-Top oynamayı, balonla oynamayı, uçakları seviyorsun.
-Yeni yeni hayali oyunlar oynamaya başladın. Hayali olarak yemek yapıyorsun. Malzemelerini koyup karıştırıyorsun.Yaptığın yemekleri bize  getiriyorsun. Ne yaptın diye sorunca çoğunlukla 'ıspanak' diyorsun.
- Hayali olarak alışveriş yapmayı da çok seviyorsun. Biz hayali para veriyoruz sen hayali armut veriyorsun. sen para verdiğinde ben armut veririsem, soyup vermemi istiyorsun :)
-Resim yapmaktan çok hoşlanmıyorsun sanki. Müzik dinlemeyi ve orgunu çalmayı seviyorsun. Müzik dinlemek istediğin zaman kendin gidip çalıştırıyorsun.
-Babanla ve diğer aile fertleriyle vakit geçirmekten de çok hoşlanıyorsun. Özellikle babanla aranda çok güzel bir bağ var.
-Ve bu aralar söylenenleri tekrar etmekten çok, kendi cümlelerini kendi değerlendirmelerini oluşturuyorsun. Ama anlamadığım bir dilde konuşmaya da devam ediyorsun hala :) Sorduğun sorular fazlalaştı. Çevrendekileri tanımaya çalışıyorsun.
-Bize 'annesi' ve 'babası' diye seslenmeyi tercih ediyorsun. Bazen de 'Seyyaaa' ve 'Birkan'.
-Durup dururken ‘anne ne güzelsinn’ diyorsun bu aralar, buna bayılıyorum.
-Bugün de ‘Bitaneeem’ diye seslendin ilk kez. Duyduklarım her gün beni şaşırtıyor, duygulandırıyor.
Ve en önemlisi her gün büyüyorsun.  Her gün değişiyorsun ve iyi ki bu değişime tanıklık ediyorum. İyi ki doğdun oğlum, iyi ki varsın….


2 Mart 2012 Cuma

Anneyim Öyleyse Mükemmel Olmalıyım!

‘Anne dediğin her şeye yetişmeye çalışır’,’Süper güçtür anne, yemez yedirir, giymez giydirir’. Annelikle ilgili kafamızda ne çok imaj var değil mi? Henüz daha çocukken evcilikte ‘annecilik’ oynarken, kız çocuklarının neler yaptığını gözünüzün önüne getirmeye çalışın: yemek yapar, bebeği pışpışlar, yıkar, uyutur. Hayatın provasıdır aslında yaptıkları. Annelerini gözlemlerken ‘kadın olmaya, anne olmaya’ dair zihinlerine kazıdıklarıdır.

Evlenince, bir de çoluk çocuğa karışınca, evcilik oynarken taklit edilen davranışlar bir bir gerçeğe dönüşür. Dönüşür dönüşmesine de gerçek hayat evcilik oynamak gibi değildir. Gerçek hayatta oyun bitince herkes evine dağılmaz, bebekler bir kenara bırakılmaz, hayali yemekler dökülmez. Her gün yeniden ve yeniden aynı tempo devam eder, tüm gerçekliğiyle…

Henüz yeni anne olmuş bir kadın hassastır, alıngandır, hormonlar tepetaklak olmuştur. Kendini tüm evin sorumluluğunu alacak gibi hissetmiyordur belki de. Oysa hamilelik döneminde pompalanan düşünceler tam tersidir: ‘Annelik mükemmel bir duygu’, ‘Bebeğini öyle seveceksin ki dünyadaki hiçbir duyguya benzemeyecek’ ‘Kucağına aldığında tüm sıkıntıların dinecek.’Her ne kadar bu duyguların kişiden kişiye değiştiğini, doğum sonrası hassas bir dönem yaşanabileceğini hatta bunun doğum sonrası depresyona kadar gidebileceğini bilsem de, anne olduğumda bu duyguları hemen yaşayamadığım, ‘kucağıma aldığım anda tüm sıkıntılarım dinmediği’ için kendimi ne kadar kötü hissettiğimi hatırlıyorum. Sıkıntılarım dinememişti çünkü zor bir doğumdan sonra, günlerce yoğun ağrılar duydum. Hissettiğim acı, bebeğime odaklanmamı güçleştiriyordu. Çevremden ise şunu duyuyordum ‘Haydi toparlan artık.’İyi niyetle söylenen bu söz beni daha da zorluyordu. Söylenen ve bilinenlerin aksine birçok kadının benzer şeyler yaşadığını biliyorum.

Bebeğe duyulan sevgi, kurulan bağ düşünülenin aksine bir anda değil çoğunlukla zamanla oluşur. Paylaşımlar arttıkça, hormonlar yatıştıkça, acılar dindikçe….Eğer bu süreçte yardım eden birileri, paylaşımda bulunabileceğiniz bir eş varsa hayat daha da kolaylaşır. Her şeyi ben yapmalıyım, hem işe hem eve hem diğer çocuklara yetişmeliyim düşüncesi bir zaman sonra içinden çıkılmaz bir hale sokar kadını. Tükenmişlik duygusu içinde her şeyi yapmaya çalışırken, hiçbir şey yapmak istemez halde bulabilirsiniz kendinizi. Bir de bu düşünceye eşlik eden beden ağrıları varsa, bir şeyler kötü gidiyor, bir yerlerde bir yanlış var demektir.

İş o noktaya gelmeden önce iyi bir planlama yapmak işe yarayabilir. Gerektiğinde yardım istemek, yapılması gerekenleri bir sıraya koymak, gerçekten gerekli olanlara öncelik vermek iyi olacaktır. Bırakın arada dağınık kalsın eviniz. Gerçekten ihtiyacınız dinlenmek ve belki de bir kahve eşliğinde film izlemek ve yeniden şarj olmaksa, hislerinize kulak verin. Çocuklar ‘mükemmel’ değil, kendilerine güler yüzle yaklaşan, huzurlu anneler görmeyi tercih ederler, emin olun.





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...